Filistin hangi savaşla Osmanlı'ya katıldı ?

Deniz

New member
Bu, kadınların tarihte etkisiz olduğu anlamına gelmez.

Aksine savaş ve yönetim değişiklikleri kadınların yaşamını ev, üretim, mülkiyet, aile ilişkileri ve ekonomik faaliyetler üzerinden etkileyebilir. Ancak bu deneyimleri doğrudan anlayabilmek için sadece savaş kroniklerine bakmak yeterli değildir. Kadınların ekonomik ve sosyal rollerini inceleyen daha geniş sosyal tarih çalışmalarına ihtiyaç vardır.

Filistin sosyal tarihi üzerine çağdaş araştırmaların önemli bir kısmı da tam olarak bu nedenle “büyük siyasi olaylardan” gündelik hayata doğru yönelmektedir. Edinburgh University Press tarafından yayımlanan The Social and Cultural History of Palestine çalışması, Filistin tarihinin yalnızca siyasî çatışmalar üzerinden değil, sosyal ve kültürel tarih üzerinden de incelenmesi gerektiğini vurgulayan araştırmaları bir araya getiriyor. Çalışmanın bölümleri arasında Filistinli kadınların ekonomik ve toplumsal rollerine ilişkin araştırmalar da bulunuyor. JSTOR

Burada kadınların deneyimini tek bir kalıba sokmamak da önemli. Şehirde yaşayan varlıklı bir kadının deneyimiyle kırsal bölgede çalışan yoksul bir kadının deneyimi aynı olmayacaktır. Dinî aidiyet, ekonomik durum, aile yapısı ve yaşanılan bölge de deneyimleri farklılaştırabilir.

Aynı şekilde erkekleri de tek bir kategori olarak değerlendirmek doğru olmaz. Bir asker için savaş başka, köylü bir erkek için başka, şehirli bir zanaatkâr için başka anlam taşıyabilir. “Erkekler savaşın öznesiydi, kadınlar sadece mağdurdu” gibi ikili bir anlatım, gerçek toplumsal çeşitliliği fazlasıyla basitleştirir.

Din, kimlik ve “ırk” kavramının tarihsel sınırları

Bugünkü anlamıyla “ırk” kavramını 1516 Filistin’ine doğrudan uygulamak tarihsel açıdan problemli olur. O dönemde kimlikler çoğunlukla din, mezhep, dil, yerel aidiyet, soy, meslek ve siyasî bağlılık gibi farklı unsurlar üzerinden şekilleniyordu.

Kudüs’ün çok dinli yapısı bu açıdan özellikle dikkat çekicidir. Şehir üç büyük din için kutsal kabul edildiğinden, Osmanlıların Kudüs üzerindeki hâkimiyeti yalnızca stratejik bir kazanım değil, aynı zamanda güçlü bir sembolik anlam taşıyordu. Osmanlı yönetimi döneminde de kutsal mekânların korunması ve şehir dokusunun geliştirilmesi önemli bir yönetim alanı oldu. TDV, Osmanlı döneminde Kudüs’te Harem bölgesinin çevresindeki surların yeniden inşa edildiğini ve çeşitli kutsal yapıların yenilendiğini aktarıyor. TDV İslâm Ansiklopedisi

Burada sosyal eşitsizlik meselesi yeniden karşımıza çıkıyor: Bir devletin farklı dinî topluluklara karşı belirli hukukî ve idarî düzenlemeler geliştirmesi, bu toplulukların her bireyinin aynı deneyime sahip olduğu anlamına gelmez. Toplumsal statü, ekonomik güç ve yerel ilişkiler de günlük hayatı belirleyen faktörlerdi.

“Filistin Osmanlı’ya katıldı” ifadesini nasıl anlamalıyız?

Bence tartışmanın en ilginç noktalarından biri burada.

“Filistin Osmanlı’ya katıldı” dediğimizde, modern bir ulus-devletin başka bir ulus-devlet tarafından işgal edilmesi gibi bir görüntü ortaya çıkabilir. Oysa 1516 dünyası modern ulus-devletler dünyası değildi. Bugünkü Filistin devletinin sınırlarını ve modern milliyetçilik anlayışını 16. yüzyıla aynen taşımak tarihsel açıdan yanıltıcı olur.

Daha doğru ifade, Filistin coğrafyasının Memlük hâkimiyetinden Osmanlı hâkimiyetine geçmesi olacaktır.

Bu geçiş, Osmanlı-Memlük savaşının daha geniş bir parçasıydı. Mercidâbık zaferiyle başlayan süreç 1517’de Mısır’ın Osmanlılar tarafından ele geçirilmesiyle devam etti. Böylece Osmanlılar Memlük Sultanlığı’nın büyük bölümünü kendi imparatorluklarına kattılar. TDV İslâm Ansiklopedisi

Bu açıdan Filistin’in Osmanlı yönetimine girmesi, tek başına Filistin’e yönelik izole bir askerî harekâttan ziyade Osmanlı-Memlük iktidar mücadelesinin bir sonucu olarak değerlendirilmelidir.

Tarih bize bugünden bakınca ne söylüyor?

Benim kişisel deneyimim yok; dolayısıyla bu konu hakkında yaşanmışlık iddiasında bulunmak yerine, değerlendirmemi tarih araştırmalarına ve kaynaklara dayandırıyorum. Özellikle TDV İslâm Ansiklopedisi’nin Filistin, Mercidâbık Muharebesi ve Kudüs maddeleri bu tarihsel çerçeveyi kurmak açısından temel başvuru kaynaklarıdır. Sosyal tarih açısından ise Filistin’in siyasî olayların ötesindeki toplumsal yapısını inceleyen güncel akademik çalışmalar önem taşıyor. JSTOR+3TDV İslâm Ansiklopedisi+3TDV İslâm Ansiklopedisi+3

Bana göre asıl dikkat çekici nokta, tarihsel bir savaşın kazananını söylemekten ziyade, o savaşın toplumun farklı kesimlerinde ne anlama geldiğini sorgulamak.

Bir hükümdar açısından Mercidâbık büyük bir askerî zafer olabilir. Bir yerel yönetici açısından iktidar değişikliği olabilir. Bir tüccar açısından ticaret yollarındaki belirsizlik anlamına gelebilir. Bir köylü açısından vergi ve güvenlik meselesi olabilir. Bir kadın açısından aile ekonomisinin ve sosyal ilişkilerin değişmesi şeklinde yaşanabilir. Bir dinî topluluk açısından yeni bir yönetimle kurulacak ilişkiler anlamına gelebilir.

Aynı tarihsel olay, farklı toplumsal konumlardaki insanlar için aynı şeyi ifade etmeyebilir.

Ve belki de forumda tartışılması gereken asıl mesele budur:

Bir bölgenin “hangi devlete ait olduğunu” anlatırken, o bölgede yaşayan insanların deneyimlerini ne kadar hesaba katıyoruz?

Tarih kitaplarında padişahların ve komutanların isimlerini hatırlarken köylülerin, zanaatkârların ve kadınların gündelik hayatlarını neden daha az hatırlıyoruz?

1516’daki kimlikleri bugünün milliyetçilik, ırk ve ulus kavramlarıyla değerlendirmek ne ölçüde doğru?

Bir iktidar değişikliğini yalnızca askerî zafer olarak değil, sınıf, toplumsal cinsiyet, din ve yerel kimlikler açısından okumak tarih anlayışımızı nasıl değiştirir?

Bu soruların tek bir cevabı olmayabilir. Fakat Filistin’in Osmanlı yönetimine girişini yalnızca “Mercidâbık Savaşı’nda Osmanlı kazandı” cümlesine indirgememek, 1516’daki dönüşümün toplumsal boyutlarını daha görünür hâle getiriyor. Çünkü tarih yalnızca tahtlarda, savaş meydanlarında ve saraylarda yaşanmadı; aynı zamanda köylerde, çarşılarda, evlerde ve insanların gündelik hayatlarında da yaşandı.
 
Üst