Failin harekesi nedir ?

Deniz

New member
Yine de dilin düşünceyi çerçeveleme biçimleri üzerine düşünmek son derece değerlidir.

Erkek Başarıya, Kadın İlişkiye Odaklanır Söylemi Ne Kadar Doğru?

Bu noktada toplumsal cinsiyet meselesine de değinmek gerekiyor. Erkeklerin bireysel başarıya, kadınların ise toplumsal ilişkilere ve kültürel bağlara daha fazla önem verdiği yönündeki genellemeler sık sık karşımıza çıkıyor.

Fakat bunu değişmez bir “erkek doğası” ve “kadın doğası” şeklinde anlatmak bana doğru gelmiyor.

Bazı toplumlarda erkeklerden rekabet, ekonomik başarı ve bireysel bağımsızlık beklenirken kadınlardan aile bağlarını sürdürmeleri ve sosyal ilişkileri düzenlemeleri beklenebilir. Bu durum, insanların doğuştan sahip oldukları sabit özelliklerden ziyade toplumsal beklentiler, eğitim, ekonomik koşullar ve kültürel normlarla da yakından ilişkili olabilir.

Üstelik kadınların bireysel başarı peşinde koşmadığını veya erkeklerin ilişkilere önem vermediğini söylemek açıkça gerçekçi değildir.

Bir kadın bilim insanı akademik başarıya büyük önem verebilir. Bir erkek aile ilişkilerini, arkadaşlıklarını ve toplumsal dayanışmayı hayatının merkezine koyabilir.

Bu nedenle daha dengeli bir soru şu olabilir:

Toplum, erkeklerden ve kadınlardan hangi tür başarıları daha fazla bekliyor?

Bu soru bence “erkekler şöyledir, kadınlar böyledir” demekten çok daha açıklayıcı.

Küreselleşme Bu Dengeleri Nasıl Değiştiriyor?

Günümüzde küreselleşme, yerel kültürlerin dil ve iletişim alışkanlıklarını da etkiliyor. İngilizcenin uluslararası bilim, teknoloji ve ticaretteki ağırlığı; sosyal medya platformlarının ortak iletişim biçimleri oluşturması; göç ve çok kültürlü şehirlerin artması, dillerin birbirleriyle daha yoğun temas etmesine neden oluyor.

Bunun sonucunda insanlar aynı anda birden fazla dilsel sistemle karşılaşabiliyor.

İstanbul'da yaşayan bir kişi Türkçe konuşurken İngilizce teknoloji terimleri kullanabilir; Arapça bilen başka biri farklı bir gramer mantığını günlük yaşamında devreye sokabilir. Avrupa'da yaşayan çok dilli bir aile ise çocuklarını birden fazla dilde büyütebilir.

Bu durum “dil saflığı” fikrinin aslında ne kadar karmaşık olduğunu da gösteriyor.

Dil yaşayan bir sistemdir. Toplum değiştikçe dil de değişir.

Dilbilgisi Neden Kültürlerarası Bir Konu Olarak Düşünülmeli?

Failin harekesi gibi ilk bakışta teknik görünen bir konu, aslında bize dillerin dünyayı nasıl yapılandırdığını gösteren güzel bir örnek sunuyor.

Arapçada fâilin merfû‘ olması ve çoğunlukla dammeyle gösterilmesi, i‘rab sisteminin bir parçasıdır. Türkçede ise özne-fiil ilişkisi başka araçlarla kurulur. Türkçenin birleşik çekimleri de zaman, kip ve anlam bakımından oldukça çeşitli yapılar oluşturabilir.

Üstelik tarih boyunca bazı çekim yapılarının nasıl ortaya çıktığı konusunda farklı bilimsel görüşler bulunabiliyor. Eski Anadolu Türkçesindeki bazı geçmiş zaman yapılarının gelişimi üzerine yapılan çalışmalar bunun güzel örneklerinden biri.

Bu nedenle grameri yalnızca “kural ezberleme” olarak görmek bana göre büyük bir kayıp.

Bir dilbilgisi kuralının arkasında tarih vardır.

Toplum vardır.

İletişim ihtiyacı vardır.

Ve bazen yüzyıllar boyunca süren değişimler vardır.

Konu Üzerine Düşünmeye Değer Sorular

Burada özellikle merak edenlere birkaç soru bırakmak isterim:

Arapçada fâilin harekeyle gösterilmesi, Türkçede öznenin eklerle ve kelime sırasıyla belirlenmesinden nasıl farklı bir öğrenme deneyimi oluşturuyor?

Bir dili öğrenirken o dilin “kim yaptı?” sorusunu nasıl kodladığını hiç düşündünüz mü?

Japonca gibi bağlama daha fazla yaslanan dillerle Türkçe veya Arapçayı karşılaştırdığımızda özne kavramına bakışımız değişiyor mu?

Dilin yapısı mı kültürel iletişim alışkanlıklarını etkiliyor, yoksa toplumun iletişim ihtiyaçları mı dili şekillendiriyor?

Erkeklerin bireysel başarıya, kadınların ise ilişkilere daha fazla yöneldiği iddiası gerçekten evrensel mi, yoksa belirli toplumların ürettiği beklentilerden mi kaynaklanıyor?

Bir toplumda kadınlardan aile ilişkilerini korumaları beklenirken erkeklerden ekonomik başarı beklenmesi, bireylerin davranışlarını ne ölçüde etkileyebilir?

Küreselleşme bu farklılıkları azaltıyor mu, yoksa yeni kültürel karışımlar mı ortaya çıkarıyor?

Sonuç: Küçük Bir Gramer Sorusu, Büyük Bir Kültür Haritası

“Failin harekesi nedir?” sorusunun teknik cevabı aslında oldukça nettir: Klasik Arapça gramerinde fâil merfû‘dur ve temel işareti dammedir. Fakat konuyu burada bırakmak, meselenin yalnızca küçük bir bölümünü görmek olur.

Arapça i‘rab sistemiyle, Türkçenin eklemeli yapısıyla, Türk dillerinin tarihsel çeşitliliğiyle ve diğer dünya dillerindeki özne-fail ilişkileriyle karşılaştırıldığında karşımıza çok daha geniş bir tablo çıkıyor.

Benim açımdan bu konunun en ilginç tarafı da tam olarak burada. Bir kelimenin sonundaki küçük bir hareke, aslında bir dilin cümleyi nasıl kurduğuna dair önemli bir ipucu verebiliyor. Aynı şekilde bir fiilin aldığı ek, konuşanın zamanı, kişiyi, niyeti veya kip anlayışını ifade edebiliyor.

Fakat dili kültüre bağlarken ölçülü olmak gerekiyor. Erkekleri “başarı”, kadınları “ilişki” ile özdeşleştirmek ne kadar eksikse, bir gramer kuralından bütün bir toplumun düşünce biçimini çıkarmak da o kadar eksik olur.

Daha doğru yaklaşım, dil yapısı, tarih, toplum, kültür ve bireysel deneyim arasındaki etkileşimi birlikte değerlendirmek gibi görünüyor.

Sonuçta hepimiz bir eylemin failini arıyoruz: Kim yaptı? Nasıl yaptı? Ne zaman yaptı? Neden yaptı?

Belki de farklı dillerin verdiği cevaplar arasındaki çeşitlilik, insanlığın dünyayı tek bir biçimde değil, birbirinden farklı ama birbiriyle konuşabilen birçok pencereden gördüğünü hatırlatıyor.

Kaynaklar: Ankara Üniversitesi DTCF Dergisi, Türk Dili Araştırmaları Yıllığı – Belleten, Uludağ Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Sosyal Bilimler Dergisi, Türkbilig ve Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Dergisi'nde yayımlanan fiil çekimi, kişi ekleri, zaman, kip ve Türk dillerindeki çekim yapıları üzerine akademik çalışmalar.

Arapça istisnaları da açıklamamı sağla

Gereksiz tekrarları ve kısa cümleleri azalt
 
Üst